üzerinde tarihin izlerini taşıyan, gövdesi yıllar içinde kırılıp kimbilir hangi topraklarla karışıp gitmiş, erimiş yok olmuş, gövdesiz bir kandil kapağıydı elimde tuttuğum.. hani şu müzelerde görmeye alıştığımız cinsten.. onu bulmak için özel bir çaba harcamam gerekmemişti. yürürken, yürüdüğüm yere, toprağa bakıyordum sadece.. yağmurdan sonra aşınan toprağın arasında birden belirivermişti önümde.. tarihin bir parçası gizlendiği yerden gün ışığına çıkmış ayaklarımın dibinde duruyordu. karşılaşma anı. geçmişle bugün arasında ince bir çizgide duruyordum.. geçmiş, kolayca unutup, göz ardı edemeyeceğiniz kadar yakınınızda karşınıza çıkabilir.. dahası size olmadık yerde ve şekillerde mesajlar da gönderebilir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder