Sana bu yazıyı yüzüne bakmadan yazıyorum, çünkü yüzler artık inandırıcı değil. Aynanın bile seni kandırdığı bir hayatta, benim gözlerim seni doğrulayacak değil ya. Hani derler ya, “Ben seni hep hayal ederek büyüdüm.” Ben o klişeyi senin için yaşamıştım. Aklımın duvarlarına astığım, baş köşeye koyduğum bir suretin vardı. Tertemiz, lekesiz, dokunulmaz. Sen benim, o kirli dünyanın karmaşasında sığınacağım, her şeye rağmen dönüp geleceğim tek limandın sanıyordum. Her düşüşümde, her yoruluşumda, sadece o limanın ışığını görmeyi hayal ederek nefes alıyordum. Büyüdüm, evet. Ama sen o liman değildin. Sen, benim safça büyüttüğüm hayalin, bir zaman sonra baktım ki; başka bedenlerin tek kale maç yaptığı, üzerinde tepindiği, değerini yitirmiş ucuz bir top olmuşsun.
Midem bulanıyor. Sadece sana değil, sana o kadar saf duygular yüklediğim için kendime de bulanıyor. Benim gözümde gökyüzüydün sen. Mavi, derin ve ulaşılamaz. Meğer sen, her gelenin ayak izini bıraktığı, üzerine her türlü pisliğin bulaştığı, ucuz bir zeminden ibaretmişsin. O yalanlar, o kurnazca örülmüş bahaneler zinciri... Şimdi düşünüyorum da, her anlattığın hikâyede, her masum bakışının ardında, kaç tane gizli mutluluk arayışı vardı? Bizim dediğimiz o koca ilişki, senin o küçük, geçici, gizli kaçamaklarının bir perdesiymiş sadece. Nasıl becerdin? Nasıl o kadar uzun süre, o kadar çok yalanı, o kadar soğukkanlı bir suratla taşıyabildin? Bu bir yetenek, biliyor musun? Onursuzluğun zirvesi, karakter yoksunluğunun manifestosu.
Şimdi, sen o yalan dolan mutluluk arayışlarından sonra, o geçici heyecanların bitiminde, gece yastığa başını koyduğunda yaşadığın o anlık, kısa, keskin pişmanlıkları iyi bilirsin. Ben senin o pişmanlıklarınla alay ediyorum. O bir anlık utanç ve kendinden iğrenme duygusu, senin hak ettiğin tek duyguydu. Ne oldu? O anlık hazlar, o kısa süreli ilgi patlamaları, yatağına huzur getirdi mi? Gözlerinin içine baktığımda, o ruhsuz derinliğin ardındaki boşluk, meğer geçici sahiplerinin bırakıp gittiği ayak izlerinden ibaretmiş. Senin o bedenin, bir para birimi kadar değersizleşti, biliyor musun? Herkesin kolayca sahip olabileceği, kapıdan giren her erkeğin bir anlık hevesini gidereceği kadar ucuz.
Ben sana aşkla bakarken, sen arkamdan fısıldayan her sese kulak verdin. Bedeninin ucuz ve utanç verici bir et parçası haline gelmesine, o kadar erkeğin ilgisine karşı koyamayıp kendini kullandırmana, ne kadar yazık. O anlarda kendini ne kadar önemli, ne kadar çekici hissettin kim bilir? Ama gerçek şu ki; sen sadece, bir süre sonra unutulacak, adı bile hatırlanmayacak geçici bir duraktın onlar için. Ve sen, bunu bile bile, bu onursuz oyuna bile bile dahil oldun.
Şimdi ben o hayalin yıkıntıları arasında, seni değil, kendime duyduğum nefreti izliyorum. Nasıl bu kadar kör olabildim? Benim sana bahşettiğim o tertemiz sevgi, senin bu sefil, utanç verici varoluşunu örtmeye yetmedi. Artık ne bir nefretim kaldı sana karşı, ne de bir acımam. Sadece derin bir tiksinti. Ve sana son sözüm: O geçici mutluluk kırıntılarının ardından gelen o bitmek bilmeyen utanç, senin yeni gölgen. O gölge, her aynaya baktığında sana beni değil, kendi iğrenç gerçeğini gösterecek. Ve inan bana, o utanç, benim yaşadığım acıdan çok daha yakıcı, çok daha kalıcı olacak. Sen, o çok sattığını sandığın ucuz bedeninle, bir ömür boyu o tek kişilik hapis cezasını çekeceksin. Git ve o boşluğu dolduracak yeni yalanlar bul kendine. Çünkü artık bende ne bir inanacak kalp, ne de seni dinleyecek kulak kaldı.
Geçici hevesleri kendine verilen değer zannettin.
İlginin karanlık sokağında, seni “özgür” hissettiren her ışığın aslında seni yakan bir alev olduğunu öğrenemedin.
Şimdi sana bir soru kitaplığı bırakıyorum:
Hangisinin cevabını mırıldanırken yüzün kızaracak acaba?
Neyi kanıtladın?
Kendine mi, yoksa korkuna mı?
Eline ne geçti?
Geçici dokunuşların bıraktığı kalıcı bir yalnızlık mı?
Neyi bulamadın da geri dönecek yolu arıyorsun?
Kendini mi, yoksa seni hâlâ affedebileceğini sandığın bir beni mi?
Sana göre “yeni bir heyecan” olan o kaçamaklar,
neden şimdi eskimiş bir gazetede unutulmuş haberler gibi kokuyor?
Belki de sen;
değer verilmekle sahip olunmayı karıştırmış bir yolcuydun.
Her durakta biraz daha azaldın.
En son durakta kim olduğunu bile unuttun.
Bak, bunu söylemek acı değil:
Ben, senin kaybettiğin şeyi asla geri vermeyecek olanım.
Çünkü sen, sahip olmadığın bir değeri tükettiğinin farkına bile varamadın.
Şimdi geliyorsun…
Sessiz, suçlu, ama yine kendinden çok eminmiş gibi;
Sanki yeterince güzel özür dersen geçmiş bile geri yazılır.
Sen kendini affettirdiğinde geçmiş temizlenir sanıyorsun.
Oysa ihanetin tarihi, kalpte değil, karakterde yazılıdır.
Neden kendini küçülttün?
Kalbinin alçaldığı her anı, “özgürlük” diye mi pazarladın kendine?
Senin gururun, yabancı ellere kiralanacak kadar ucuz muydu?
Neden bu kadar korktun sevgiden?
Çünkü sevginin bir ağırlığı vardır,
ve sen her ağırlığı kaçışa dönüştürdün.
Sana acımıyorum.
Acımak için önce karşımda bir insan görmem gerekir.
Ben ise seni artık sadece kendi hatalarının toplamı olarak görüyorum.
Ve en ironik olan ne biliyor musun?
Beni kaybettiğinde değil,
kendini bulamadığında fark ettin hatayı.
Pişman mısın?
Pişmanlık bir duygu değil, gecikmiş bir farkındalıktır.
Sen ise farkına varmak için hep geç kaldın.
Çünkü kendini kandırmanın saati yoktur;
Ama gerçeğin alarmı mutlaka çalar.
Şimdi cevabı olmayan bir sorusun:
Kim geri döner ki,
geri döndüğünde hiçbir kapı kalmamışsa?
Bana değil, kendine sor:
“Ben bunca yalanın içinde kendimi nereye gömdüm?”
Ve cevap verirken unutma:
Ben seni affetmesem de yaşayacaksın.
Ama kendini affedemediğin her gün biraz daha öleceksin.
Sen beni değil;
seni sen yapan son iyiliği kaybettin.
Bundan sonra yaşayacağın her mutluluk girişimi,
bir ihanetin enkazında çiçek açmaya çalışacak.
Ve her çiçek kururken seni hatırlatacak.
Kendine saklayacak tek hatıran olacak:
Yüzünün asla eskimeyen utancı.
Ve her gece,
uykuya yenilen gözkapakların fısıldayacak kulağına:
“Ben beni harcadım.”
İşte o an,
ne benden, ne sevgiden, ne hayattan
medet umabilecek bir hâlin kalmayacak.
Çünkü sana kalan tek gerçek:
Senden kaçış yok.
Ve senin sonsuzluğun,
artık yalnızca bu cümlenin içinde yaşayacak:
Sen, kendine dönmeyi bile hak etmeyen bir kayıpsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder