21 Şubat 2025 Cuma

yazı - saf temsiller evreni..

Kopyanın gerçeğe, suretin asla git gide daha çok tercih edilir olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bir zamanlar otantiklikleri çıkış noktası kabul edilmiş gerçeklik atıflarından türetilmiş temsiller, kendi meşrutiyetlerini kendileri kuran, bunu yaparken de herhangi bir mantık tutarlılığına gereksinim duymayan bir söylem güzergâhını takip ederek düşünsel ufkumuzun çerçevelenmesine yardımcı olan toplumsal-kültürel göstergelere dönüşmekteler. Bu saf temsiller evreni, yaşanılan toplumsal deneyimi her geçen gün daha kökten, kapsamlı ve güçlü bir şekilde kuşatarak belirlemekte. Kuşatmanın yoğunluğu arttıkça toplumsal olan, çoğu zaman yapıntının tarih-dışılığıyla ölçülür ve ona göre ayarlanır oldu. Tarih bütünlüğünden bağımsızlaşmış göstergelerle dolu toplumsal deneyim, sağlam kerteriz noktalarına bağlanan tutarlılık zeminine değil uçuşan imlerin çevrelediği bir hiper-esneklik evrenine açılır doğal olarak. Atıfsızlık, kökten kopuş, uçuculuk, hızlı ve kuralsız değişkenlik gibi özellikler, toplumsal deneyimin olduğu kadar onun izdüşümü olan sanatsal ifadede de doğrudan gözlemlenebilir olgular haline gelmektedir. Sanat ürününün hem üslûba hem öze değin nitelikleri, bu genel esneklik dokusunun yaygınlık kazanmasıyla birlikte kaçınılmaz bir şekilde bağlamsızlaşmaktaydı. Üstelik ürünün 'nesne' tanımını sorgulayan bu serbestleşme pratiği ve söylemi, yaratma eyleminin alışılageldik önkabullerine de ciddi bir eleştiriyle karşı-strateji geliştirme yoluna giriyordu. Böylece sanatçının tekil, kesin ve mutlak yaratıcılığı eski kudretini hızla yitiriyordu. Sanatta yaratan/yaratı ilişkisinden serbestleştiren/serbest olan ilişkisine geçiş süreci yaşanmaktaydı.. Bu akış elbette tek parçalı, homojen, kesintisiz bir dönüşüm değildi; bu nedenle, çeşitli akımlar çeşitli eğilimleri benimseyerek sanatsal üretimde çok-kanallı bir ortamın oluşmasına katkıda bulundular; ancak genel bir eleştirel eğilim, çevresel neo-klasisist üslûp gibi, yer yer tepkisel yönelimlerin varlığına karşın, sanatın ana akım mecrasını belirleyici güce erişebildi. Her ne kadar bağlamsızlaşmayla birlikte sanatçının 'özne'liğinin yitimi belirgin olarak geride bıraktığımız son yirmi yılda yeşeren felsefi temeller ve bunların estetik uzanımlarıyla örtüşse de, bu dönüşümün sancıları zaten yüz yıldır hissedilmekteydi.. Bütün bir modernleşme serüveninin biriktirdiği estetik donanım, kapitalizmin tek ve mutlak toplumsal proje olmayabileceği fikri kuramsallaştırılmaya başlandığından beri, içten içe çözülmekteydi. Yirminci yüzyıl, bu anlamda, içerdiği yoğun siyasal-toplumsal çalkantılara uygun olarak, bütün bu dalgalanmaların ard arda yaşandığı bir sahne oldu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder