sanat
yapıtının metalaşmasında teknolojik olanakların kullanıma girmesinin yadsınmaz
bir rolü olduğu muhakkaktır. kopyası mekanik yordamlarla üretilebilen sanat
yapıtı, bu şekilde evrendeki tekilliğini yitirmekteydi; bu aynı zamanda, onun
nesne olarak içinde barındırdığı tüm bir tarihselliği silmek anlamına
geliyordu. zira tarihsel yükünden arındırılmış bir sanat yapıtı ancak
tüketildiği 'an'a ait olabilirdi; böylece hem hızlı bir dolaşıma konu olabilir
hem demirlediği kültürel bağlamdan kopartılarak 'mutlak nesne' kılınabilir hem
bu hafiflemiş hali sonsuzca yeniden üretilebilecek bir kopyalama düzlemine konu
olabilirdi. üstelik yalnızca an' cinsinden ifade edilebilen bir sanatsal
söylemin ideolojik kerterizleri olabilmesi olasılığı büyük oranda saf dışı bırakılmış
olacaktı. sanat yapıtının tarihselliğinden kopartılması, aslında tam bu
pusulasızlık siyasetinin meşrulaştırılmasına denk düşmekteydi; ideolojik
atıfları buharlaşmış yapıtın imleyebileceği ne toplumsal bir çelişki ne bir
anlam bütünlüğü olabilirdi. istenildiği kadar (piyasanın emebildiği kadar)
kopyası çıkartılabilecek bir sanat yapıtının tek işlevi bu değildi kuşkusuz;
kuramsal olarak sonsuz sayıda birbirinin aynısı ürünün dolaşımda olduğu bir
toplumsal ortamda yaşamak, yinelenmenin, farksızlaşmanın, rutinin, mekanik
ilişkilenmenin erdemini vurguluyordu. benzer olmanın, büyük bir kitlenin içinde
tektipleşmenin ve 'total' toplumsal eylemin 'asıl' olan olduğunun
hatırlatıldığı bir yetkiciliğe açılan siyasetin yolları da bu şekilde döşenmiş
oluyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder