4 Eylül 2025 Perşembe

yazı - Penceremin Önündeki Bir Çift Kumru

Sonbahar pencereme vurduğunda, yaprakların intiharını seyrediyordum. Rüzgâr, sararmış yaprakları demir pervazın önüne savururken bir çift kumru geldi. Önce ürkektiler, sonra birbirlerine yaslandılar. Gagalarıyla tüylerini düzelttiler. Küçücük gövdelerinde koca bir sadakat taşıyor gibiydiler.

Ben pencerenin ardında, onların bu küçük sahnesine bakarken içimden geçirdim: “İnsanlar da böyle başlamıyor mu? Yanına birini alıyor, yalnızlığını örtüyor. Sonra inanıyor, güveniyor, alışıyor… Ve sonra bir gün, en güvendiği yerden yaralanıyor.”

"Her güven bir kum tanesi gibi parmakların arasından kayıyordu. Ve insan, en çok da ellerini açtığına yanıyordu."

Kumruların kanatlarının ürpertisi, eski defterleri açtı bende. Bir yüz belirdi: Sahte gülüşlerle içimi ısıtır gibi görünen, ama en zayıf anımda sırtını dönen bir yüz. O gülüşün altındaki boşluğu hatırladım. O gülüşte gizlenen ihaneti. Kendime sordum: “Kaç kere değersiz olana değer biçtim? Kaç kere kalbimi kırmak için hazır bekleyenlere göğsümü açtım?”

Sonbaharın yorgun rüzgarı konuşuyordu yapraklarla. Her yaprak bir terk edişti, her düşüş bir veda. Ve ben kendi hayatımda sayısız sonbahar yaşadım. Ne kadar çok kişi vardı, dallarımda duruyor sandığım ama ilk rüzgârda savrulan. Sadakat dedikleri bir masal mıydı, yoksa ben mi yanlış kulak verdim o masala?

“İnsanın en ağır yalnızlığı, yanlış kalabalıklarda hissedilir.”

Kumrular hâlâ yan yana duruyordu. İçlerinden biri diğerine başını çevirdiğinde içimden şu cümle geçti: “Bir gün onlar da ayrılacak. Ya rüzgâr ayıracak, ya yollar. Hiçbir birliktelik sonsuz değil. İnsan da, kuş da aynı kaderin içinde: Uçup gitmek.”

Bütün pişmanlıklarımın ortak noktası aynıydı. Hak etmeyenlere değer vermek… Kalbimin kapısını, oraya hiç layık olmayanlara açmak. Ve onlar gidince bana kalan sadece boşluk değil, kendime olan öfkeydi.

“Keşke bunca yıl kumrular kadar sadık olabileni aramasaydım. Keşke sahte tebessümleri gerçek sanmasaydım. Belki de asıl sadakat, insanlardan değil, Tanrı’tan gelen bir armağandı. Kumrular bile bir gün uçup giderdi, ama O kalırdı.”

“Hak etmeyene verilen değer, insanın kendine ettiği en sessiz ihanettir.”

Sonbahar pencereme vurmaya devam etti. Kumrular hâlâ birbirine yaslıydı. Ama ben biliyordum; ne onların birlikteliği sonsuzdu, ne de benim insanlarla kurduğum bağlar.

Ve işte o gün, penceremde iki küçük kuşun sessiz varlığıyla, kendime itiraf ettim: Sadakati yanlış yerlerde aramışım. En büyük pişmanlığım, hak etmeyene değer vermek olmuş. Ama artık biliyorum: Her terk edilişin ortasında, her sahte gülüşün gölgesinde, her yaprağın yere düştüğü sonbaharda tek bir sığınak var, …

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder