Sonbahar
pencereme vurduğunda, yaprakların intiharını seyrediyordum. Rüzgâr, sararmış
yaprakları demir pervazın önüne savururken bir çift kumru geldi. Önce
ürkektiler, sonra birbirlerine yaslandılar. Gagalarıyla tüylerini düzelttiler.
Küçücük gövdelerinde koca bir sadakat taşıyor gibiydiler.
Ben
pencerenin ardında, onların bu küçük sahnesine bakarken içimden geçirdim:
“İnsanlar da böyle başlamıyor mu? Yanına birini alıyor, yalnızlığını örtüyor.
Sonra inanıyor, güveniyor, alışıyor… Ve sonra bir gün, en güvendiği yerden
yaralanıyor.”
"Her güven
bir kum tanesi gibi parmakların arasından kayıyordu. Ve insan, en çok da
ellerini açtığına yanıyordu."
Kumruların
kanatlarının ürpertisi, eski defterleri açtı bende. Bir yüz belirdi: Sahte
gülüşlerle içimi ısıtır gibi görünen, ama en zayıf anımda sırtını dönen bir
yüz. O gülüşün altındaki boşluğu hatırladım. O gülüşte gizlenen ihaneti.
Kendime sordum: “Kaç kere değersiz olana değer biçtim? Kaç kere kalbimi kırmak
için hazır bekleyenlere göğsümü açtım?”
Sonbaharın
yorgun rüzgarı konuşuyordu yapraklarla. Her yaprak bir terk edişti, her düşüş
bir veda. Ve ben kendi hayatımda sayısız sonbahar yaşadım. Ne kadar çok kişi
vardı, dallarımda duruyor sandığım ama ilk rüzgârda savrulan. Sadakat dedikleri
bir masal mıydı, yoksa ben mi yanlış kulak verdim o masala?
“İnsanın en
ağır yalnızlığı, yanlış kalabalıklarda hissedilir.”
Kumrular
hâlâ yan yana duruyordu. İçlerinden biri diğerine başını çevirdiğinde içimden
şu cümle geçti: “Bir gün onlar da ayrılacak. Ya rüzgâr ayıracak, ya yollar.
Hiçbir birliktelik sonsuz değil. İnsan da, kuş da aynı kaderin içinde: Uçup
gitmek.”
Bütün
pişmanlıklarımın ortak noktası aynıydı. Hak etmeyenlere değer vermek… Kalbimin
kapısını, oraya hiç layık olmayanlara açmak. Ve onlar gidince bana kalan sadece
boşluk değil, kendime olan öfkeydi.
“Keşke bunca
yıl kumrular kadar sadık olabileni aramasaydım. Keşke sahte tebessümleri gerçek
sanmasaydım. Belki de asıl sadakat, insanlardan değil, Tanrı’tan gelen bir
armağandı. Kumrular bile bir gün uçup giderdi, ama O kalırdı.”
“Hak
etmeyene verilen değer, insanın kendine ettiği en sessiz ihanettir.”
Sonbahar
pencereme vurmaya devam etti. Kumrular hâlâ birbirine yaslıydı. Ama ben
biliyordum; ne onların birlikteliği sonsuzdu, ne de benim insanlarla kurduğum
bağlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder