27 Kasım 2025 Perşembe

günlük - Öğretiler Çökerken (ya da Modern Bir İntihar Mektubu)

Günlerden ne olduğu umurumda değil artık; takvim yapraklarının bile bir süre sonra kendi kendinin yalanı olduğunu insan ancak kırkına yaklaşınca anlıyor. Zaman, gençliğin avuçlarında bir ateş topu gibi dönerken kimse fark etmiyor ama, yaş aldıkça o top soğuyor, ağırlığı kalıyor sadece; elini yakmıyor ama elini aşağıya doğru çekiyor. Yıllarca “hayat böyle” diye öğretmeye çalıştıkları şeylerin çoğu, meğer sadece birilerinin işine yarasın diye uydurulmuş kurallar bütünüymüş. Bugün dönüp bakıyorum da, meğer ne çok sahte ezberi sırtımda taşımışım — hepsi de yıllar geçince anlamını yitiren, tozlu bir rafın arkasında unutulan, işe yaramaz hurafeler.

Eskiden “çalışırsan olur” derlerdi. Olmadı. “İyi niyet karşılığını bulur” derlerdi. Bulmadı. “İnsanlar seni sen olduğun için sever” derlerdi. Güldüm. Çünkü büyüdükçe anlıyorsun ki kimse kimseyi olduğu için sevmiyor; herkes birbirinin içindeki eksik parçayı çalmak için bekleyen bir hırsız gibi dolaşıyor sokaklarda. Flört dedikleri şey de bunun cilalanmış bir versiyonu: biraz süs, biraz cilâ, birkaç cümlelik bir mizah gösterisi… Altını kazıyınca gördüğün tek şey: beklenti. Sende olmayanı istiyorlar, sende olanı ise hafife alıyorlar. Kimse gerçek değil, herkes rol kesiyor; yeter ki sahne ışığı kendisine dönsün.

Modern insanın en sevdiği maske de bu zaten: ROL. Gerçek olmaya üşenenlerin sığındığı geniş bir mağara. İnternet sağ olsun, herkes kendini dev aynasında izliyor; kimse kendi çukurunu görmüyor. İnsanların yalanları da gelişti tabii: artık öyle basit, kolay yakalanır türden değiller. Zarif, ince, süslü, modern yalanlar… Ambalajı parlak, içi boş. Paketin üstünde “özgün” yazıyor ama içinden çıkan her şey sıradan. Kendini özel sanan bir sürü insanın dip dibe dizildiği bir raf gibi hayat; hepsi aynı fabrikadan çıkmış ama birbirlerini farklı sanıyorlar.

Küçükken duyduğum öğretiler de böyleydi işte: süslü, parlak, göstermelik. “İyi insan ol.” Tamam da, iyi insan kime göre? Dünyanın yarısı birbirinin boğazını sıkmaya çalışırken, iyi olmak kime kazandırıyor? “Önce karşındakini düşün.” Güzel. Ama karşındakinin seni düşündüğü kaç an var? Herkes sırtına basacak bir omuz, boşluğa düşmeden tutunacak bir dal arıyor sadece. Birinin iyiliği, diğerinin bahanesi oluyor çoğu zaman.

Hayatın dinamikleri falan diyoruz ya… Bazen düşünüyorum da, dinamizm dediğimiz şey aslında insanın kendi kendine yarattığı bir kaos. Bir koşturma, bir telaş, bir yetişme çabası… Sanki yetiştiğimiz yerde bizi ödüllendiren biri varmış gibi. Oysa varış çizgisi yok, bitiş bandı yok, kuliste seni tebrik edecek kimse yok. Koşuyorsun, koşuyorsun, bir bakıyorsun ayakkabıların yırtılmış, dizlerin morarmış, ama hâlâ aynı noktadasın. Çünkü hayat ilerlemiyor, sadece dönüyor. Sen de onunla birlikte döndüğünü ilerlemek sanıyorsun.

Bir de şu ikili ilişkiler meselesi… Aşkı geçtim, romantizm falan boş hikâye. İnsanların başlarken bile birbirinden gizledikleri küçük bir çıkar hesabı var: “Beni tamamla, beni doğrula, beni onayla.” Beni, beni, beni… Kimse iki kişilik bir yolculuğa çıkmıyor; herkes tekli koltukta yol almak istiyor ama yanındaki taşıyıcı koltuk boş kalmasın istiyor. Flört dediğin de bunun modern adı sadece: karşı tarafa ne kadar yatırım yapacağına karar verme süreci. İnsanlar hislerini bile borsa gibi değerlendiriyor artık; “güvenli mi, riskli mi, getirisi var mı?” Böyle olunca da iki insanın birbirine yaklaşması, iki mıknatısın zıt kutbu bulma ihtimali kadar rastlantısal ve kırılgan bir şey hâline geliyor.

Sonuç? Öğretilerin çöpe döndüğü bir hayat. Kimsenin gerçekten görmediği, sadece göz ucuyla kontrol ettiği ilişkiler. Ve herkesin ortasında dolaşan büyük bir ironi: Herkes dürüstlük arıyor ama kimse dürüst olmayı göze alamıyor.

Yıllar bana tek bir şey öğretti: Eski öğretilerin anlamını yitirmesi, dünyanın değişmesinden değil; senin gerçeği nihayet görme cesaretini kazanmandan oluyor. Ve bunu fark edince aslında biraz özgürleşiyorsun; çünkü kimsenin yazdığı kurallara göre yaşamak zorunda kalmıyorsun artık.

Gerisi mi? Gerisi gürültü. Ve gürültünün içinden seçebildiğin birkaç sert, birkaç alaycı, birkaç keskin cümle… Hayata tutunmak için değil; hayata gereğinden fazla tutunmanın ne kadar gereksiz olduğunu hatırlamak için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder