Sevgi.. Kulağa ne kadar yumuşak, ne kadar sıcak geliyor değil mi? Ama yanlış bir kalpte büyüdüğünde, insanın ruhunu yavaşça çürüten bir zehre dönüşüyor. Birine karşı ne hissettiğini biliyorsun, onunla ilgili tüm ihtimalleri içinde taşıyorsun. Bazen bir mesaj, bazen basit bir gülümseme bile seni mutlu etmeye yetiyor; çünkü sen azla bile yetinebilecek kadar temiz seviyorsun.
Sen adım atıyorsun.
Sen konuşmayı başlatıyorsun.
Sen ilgi gösteriyorsun.
Ve o?
Sanki dünyada sen diye biri yokmuş gibi davranıyor.
“Yoğunum.” diyor.
“Yorgunum.” diyor.
“Hissetmiyorum.” diyor.
Bahaneler… En büyük iletişim biçimi. Çünkü insan istemediği şey için zaman yaratmaz. İnsan, istediğine koşar. Bahane yaratmak değil, bahaneleri yakıp geçmek ister. Eğer çaba yoksa, istek de yoktur. Eğer istek yoksa, senin orada işin yoktur.
Sen ise hep verensin:
Onun yarım bıraktıklarını tamamlayan…
Sustuklarını cümleye çeviren…
Göstermediği sevgiyi kendi içinde var etmeye çalışan…
Bu yüzden yoruluyorsun. Çünkü sevgiyi tek başına sırtlayan, sonunda kendi kalbini taşımakta bile zorlanır. Karşılıklı olmayan hiçbir duygu, sevgi değil; sadece acı bir alışkanlık hâlidir. Bir kişi savaşıyor, diğeri izliyorsa… Orada ilişki yoktur. Orada sadece, senin iyi niyetinin sömürülmesi vardır.
Bir noktada aynaya bakıp kendine şunu sorman gerekiyor:
“Ben bu kadar küçülmek için mi sevdim?
Yoksa görmezden geleni tanrılaştıracak kadar mı değersiz gördüm kendimi?”
Evet, bazı fark edişler insanın gurur kemiğini acıtır. Ama gerçekler geciktikçe daha çok acıtır. Senin çabanın karşılığını görmediğin her saniye, ruhunun bir parçası eksiliyor. Çünkü çaba; sevginin en sessiz, en dürüst, en inkâr edilemez hâlidir. Çaba yoksa, umut da yoktur. Umut yoksa… Gittiğin yol sadece karanlığa çıkar.
Belki sorun onda değil, senin hâlâ onda bir “insanlık kırıntısı” olduğuna inanmandadır.
Psikolojinin en acı gerçeği şudur:
“Değer vermeyen, kaybetmekten korkmaz.”
Sen hâlâ inanmaya devam ettikçe, o hep senden bir adım uzak duracak. Çünkü seni kaybetmeyeceğini biliyor. Ne ironik değil mi? En çok sevdiğin, seni en hafife alan oluyor.
Artık gerçeği gör:
• İlgi yoksa, sevgiden söz edilemez.
• Sessizlik bir tercihse, yok saymak bir cevaptır.
• Değer vermeyen, değer etmiyordur.
Seni görmeyeni görmeye çalışmak, kendi varlığını hiçe saymaktır. Çünkü sen; emeğe, ilgiye, sana “yanındayım” diyen birine layıksın. Uğruna savaşacağın biri belki olur… Ama önce seni seçme cesareti olan biri olmalı.
Artık durma zamanı.
Zorlamayı bırakma zamanı.
Gitmene izin vereni arkandan kutsamayı bırakma zamanı.
Unutma:
Çaba göstermeyen birini kaybetmiyorsun.
Sadece kendine geri dönüyorsun.
Ve bu, kazanabileceğin en büyük savaş.
Bazen en güçlü adım, arkanı dönüp gitmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder