18 Ocak 2026 Pazar

yazı - Karanlığa Övgü

Karanlık her zaman kaybettirmez.
Bazen sadece dikkati geri çağırır.

İnsan en çok gördüğünü sandığı yerde gevşer.
Ezber, gözden önce zihni körleştirir.
Bu yüzden tökezlemek, çoğu zaman bilinmeyende değil,
fazlasıyla bilinen yolda olur.

Gözü karartmak, vazgeçmek değildir.
Işığın fazlasını kısmaktır.
Her şey görünür olduğunda yön belirsizleşir;
her şey sustuğunda adım netleşir.

Karanlık, hız istemez.
Gösteri de talep etmez.
Sadece duruş ister.
Ve duruşu olan insan, yolunu duvara çarpmadan öğrenir.

Bazı yürüyüşler vardır;
onlar cesaretle değil, farkındalıkla tamamlanır.
Çünkü asıl denge, aydınlıkta değil,
ışığı ne zaman kısacağını bilmektedir.

**

Karanlık çoğu zaman abartılır. Sanki insan ancak her şeyi görürken doğru yürüyebilirmiş gibi bir varsayım vardır. Oysa günlük hayatta tökezlediğimiz anlara bakınca bunun pek de doğru olmadığını fark ediyor insan. En çok bildiğini sandığın yerlerde dalgınlaşıyorsun. Yol tanıdık geliyor, beden otomatik pilota geçiyor ve tam da o sırada bir şeye çarpıyorsun.

Görmek her zaman dikkat anlamına gelmiyor. Bazen tam tersine, fazlalık yaratıyor. Her şeyin görünür olduğu anlarda insan seçmeyi bırakıyor. Adımlar refleksle atılıyor, kararlar alışkanlıkla veriliyor. Bu yüzden karanlık, sanıldığı kadar düşman bir şey değil. Işık azaldığında yürüyüş yavaşlıyor, ama zihin devreye giriyor.

Gözü karartmak denen şey de burada anlam kazanıyor. Bu, bilinçsizce atılmak değil; bazı şeyleri bilerek arka plana itmek. Her ayrıntıyı kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmek. Ne zaman hızdan feragat etsen, dengeye biraz daha yaklaşıyorsun. Duvara çarpmadan yürümek, çoğu zaman daha iyi görmekten değil, daha dikkatli olmaktan geçiyor.

Belki de mesele karanlık ya da aydınlık değil. Mesele, ne zaman duracağını ve ne zaman yavaşlayacağını bilmek. İnsan her şeyi aydınlatmaya çalıştığında yol kayboluyor; bazen de biraz karanlık, yön duygusunu geri getiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder