bazı akşamlar balkonun karanlığında otururken, insanın göğsündeki o geniş boşluğun nasıl dolduğunu ve bazen de nasıl eksildiğini düşünüyorum. hani derler ya "dünya kadar merhametin de olsa bir ömür affetmeyeceğin insanlar biriktiriyor sana bu dünya" diye, ne kadar haklı ve bir o kadar da ağır bir sitem bu. aslında ben hep iyiliğe inanmak isteyen, kapısını çalana sadece bir tas su değil, bütün gönlünü açan o insanlardan biriydim. ama hayat bazen o kapıyı öyle sert kapatıyor ki yüzüne, içindeki o uçsuz bucaksız şefkat bile yetmiyor kırılan yerleri onarmaya ya da gideni geri getirmeye.
insan sanıyor ki merhameti her şeye yeter, her hatayı bir şekilde örter ve her yarayı iyileştirir. oysa zaman geçtikçe anlıyorsun ki, affetmek bazen o kişiye seni tekrar kırma izni vermekten başka bir şey değil. merhametim bittiği için değil, kendime olan saygım başladığı için bazı isimlerin üzerini çizmek zorunda kalıyorum artık. eskiden olsa "insanlık halidir, hata yapmıştır" der geçerdim ama şimdi biliyorum ki; bilerek açılan yaraların, taammüden kırılan kalplerin bir özrü, bir telafisi olamıyor. her bir yanlış, birer taş gibi birikiyor insanın sırtında ve bir noktadan sonra o yükü taşımak yerine, o yükü bırakanlarla vedalaşmak en doğrusu oluyor.
bu biriktirdiğim insanlar bana aslında çok önemli bir şeyi, kendi sınırlarımı öğretti. merhametim bir denizse, o denizin de bir kıyısı, bir bitiş noktası varmış meğer. bağıra çağıra değil de, bir sabah uyanıp artık o kişinin bende hiçbir karşılığı kalmadığını fark etmek, sessizce o sayfayı kapatmak aslında en büyük özgürlükmüş. dünya bana affetmeyeceğim isimler biriktirmiş olabilir, ama aynı zamanda kimler için çabalamamam gerektiğini de acı bir tecrübeyle gösterdi. şimdi içimde o kalabalıktan uzak, sadece hak edenler için çarpan daha sakin, daha yorgun ama çok daha gerçek bir kalp var. bazen vazgeçmek, sadece o insandan değil, sana verdiği acıdan da vazgeçmektir ve bu hayattaki en büyük hafifliktir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder