15 Ağustos 2025 Cuma

yazı - herkes fiyatını bilir ama değerini bilmez..

Dijital çağın vitrinlerinde, değer ile fiyat arasındaki çizgi her geçen gün daha da bulanıklaşıyor. Görünür olmak, var olmanın kanıtı sanılıyor. Fakat görünürlük, varoluşun kendisi değil, yalnızca gölgesidir. Parıltılı ambalajlar, ince hesaplanmış pozlar, yapay tebessümler… Hepsi kalabalığın bakışını bir anlığına çeker; ama kalabalığın hafızası, bakışından daha hızlı dağılır.

Sosyal medyanın en parlak ama en kırılgan illüzyonlarından biri, ilgiye duyulan açlığın özgüven sanılmasıdır. Bir ekranın karşısında, dikkat çekmek uğruna sahnelenen küçük gösteriler… Parıltılar, filtreler, yapay tebessümler… Tüm bunlar, kalabalığın bakışını bir anlığına çekebilir. Fakat bakış ile hatırlanmak aynı şey değildir. Kalabalık, yalnızca o anın cazibesine bakar; ertesi gün unutmak üzere izler.

Antik Roma’da gladyatörler arenada hayatta kalmak için kan dökerdi. Onların savaşı ölüm kalım meselesiydi. Bugünün arenaları ise sessiz, kan kokusu yok; yalnızca ekrana sığdırılmış saniyeler var. Ama savaş yine ölüm kalım savaşı—fakat bu kez ölüm, unutulmak; yaşam ise birkaç saniyelik görünürlükten ibaret. Gladyatörler kanlarının bedelini saygıyla alırdı. Şimdiki sahnelerde ise, saygınlık çoğu zaman beğeni uğruna kendiliğinden feda ediliyor.

Oscar Wilde’ın “herkes fiyatını bilir ama değerini bilmez” sözü, bu yeni dünyanın en acı ironisini fısıldıyor. Fiyat, rakamlarla ölçülür: beğeni sayısı, takipçi sayısı, izlenme rakamları… Değer ise sessizlikte, tutarlılıkta, derinlikte saklıdır. Ne var ki rakamlar, derinliği ölçemez. Bir vitrine ne kadar ışık tutulursa tutulsun, içi boş bir kutu yine kutudur.

Platon’un mağara alegorisinde, insanlar gölgeleri gerçek sanır. Şimdi ise gölgelerin yerini, ekran ışığında parlayan yapay siluetler aldı. O siluetler, bir anlığına büyüleyici görünebilir; ama ışık değiştiğinde, cazibesi de söner. Çünkü kalıcılık, ışıkta değil, gölgede saklıdır. Gölgeler zamanın sınavını geçer; parıltılar ise zamanı hiç tanımaz.

Ve burada asıl trajedi şudur: İlgi, bir kıvılcımdır; çabuk parlar, çabuk söner. İz ise sabır ister. İlgi, alkışla beslenir; iz, sessizlikle. İlgi, kalabalığın gözünde değer yaratmaz; iz, kalabalık çekildikten sonra bile varlığını sürdürür. Fakat günümüzde, kıvılcımlar uğruna odun yığınlarını harcamak olağan hale geldi. Ve ne kadar parlak olursa olsun, sahte ışıltılar asla kalıcı gölgeler yaratamaz.

Modern çağın bu küçük gösterilerinde, asıl mesele dikkat çekmek değil; dikkat çekerken neyin tüketildiğini fark edebilmektir. Çünkü bazı şeyler vardır ki, bir kez harcandığında geri gelmez: itibar, derinlik, saygınlık… Ve bütün bunların yerini, birkaç saniyelik parıltı asla dolduramaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder