Günümüz insanı, kendine verdiği değeri sosyal medyadaki “görünürlüğüyle” ölçüyor. Bir başkasının gözünde, bir başkasının beğenisiyle var olmayı seçiyor. Bu, aslında en sinsi kölelik biçimidir: Gönüllü olarak kendini teşhir etmek, alkış uğruna ruhunu ipotek etmek. Jean-Paul Sartre’ın dediği gibi, “Cehennem başkalarıdır.” Fakat bugünün insanı, o cehenneme girmek için bizzat kapıyı aralıyor.
Fotoğraf karelerine hapsolmuş “havalı hayatlar” peşinde koşarken, kişinin kendi hakikati yavaş yavaş eriyor. Bir başkasının mutsuz ama gösterişli anlarını kendine ölçüt edinmek, kişinin kendi hayatına attığı en ağır tokattır. Ne yazık ki çoğu insan, varlığını bu sahte podyumlarda tüketmeye razı geliyor. Ve işin trajedisi şudur: Kendini “ön planda” sanan insan aslında hiç bu kadar arka planda olmamıştı.
Albert Camus, Sisifos Söyleni’nde “Hayatın absürdü”nden bahseder. Bugünün absürdü ise şudur: İnsan, değerini kendi emeğinde, kendi düşüncesinde, kendi yolculuğunda aramak yerine, başkalarının yapay ışıkları altında bulmaya çalışıyor. Oysa Sisifos, kayayı tekrar tekrar zirveye taşırken hiç değilse kendi yazgısının efendisiydi. Bugünün insanı ise kendi kayasını bile taşıyacak iradeyi kaybetmiş durumda; ekran başında başkalarının kayalarına bakıp kendi değerini unutuyor.
Friedrich Nietzsche, “Kendi ol” çağrısını yaparken aslında en basit, ama en ağır görevi insana yükler. Çünkü kendi olmak, kendini tüketen kalabalıklardan ayrılmayı, gösterişe sırt çevirmeyi ve yeri geldiğinde yalnız kalabilmeyi gerektirir. Oysa bugünün insanı, yalnızlıktan ölesiye korkuyor; çünkü yalnız kaldığında, kendi yüzüne bakmak zorunda kalacak. Ve çoğu insan, kendi gözlerindeki boşluğa tahammül edemiyor.
Sanatın, edebiyatın ve felsefenin asıl amacı insanı kendine döndürmektir. Fakat günümüz insanı kendine dönmek yerine, başkasının sahte aynalarında kaybolmayı tercih ediyor. Sosyal medyada bir fotoğrafın altına bırakılan birkaç emoji, kişinin özsaygısının ölçütü haline gelmişse, orada artık insanın onurundan söz edilemez.
Kierkegaard, “Birey olmak cesaret ister” der. Birey olamayan, sürüye karışır; sürüye karışan ise sonunda kendi varlığını unutmaya mahkûmdur. Ve belki de bugün, insanın yaşadığı en büyük trajedi budur: Görünür olma uğruna kendini görünmez kılması.
Kendi değerini başkasının beğenisine teslim eden kişi, aslında kendini en ağır biçimde değersizleştirendir. İnsan kendine verdiği değeri, kendi emeğiyle, kendi çabasıyla, kendi sessizliğiyle kurmalıdır. Bir fotoğraf filtresinde değil, gecenin karanlığında kendiyle yüzleşebildiğinde saklıdır hakiki değer.
Camus’nün *“Başkaldıran İnsan”*da söylediği gibi, insanın ilk “hayır” deyişi aslında özgürlüğünün başlangıcıdır. Bu hayır, sadece bir isyan değil, aynı zamanda bir onaydır da: “Benim değerim, benim varoluşum başkasının onayına bağlı değildir.” Günümüz insanı bu ilk “hayır”ı söyleyemediği için sürüleşiyor. Beğeniler, takipçiler, sahte hayranlıklar uğruna kendi özüne başkaldırmayı unutuyor.
Oysa Camus, başkaldırının absürtle yaşamanın tek onurlu yolu olduğunu hatırlatır. Başkaldıran insan, kendi varlığını başkasının gözünde değil, kendi bilincinde anlamlandırır. Bu, sahte ışıklara değil, içsel hakikate yöneliştir. Ve başkaldırı, her şeyden önce bir iç hesaplaşmadır: “Ben kendi değerimi, başkasının onayıyla ölçmeyi reddediyorum.”
Bugünün insanına en büyük eksiklik sorulacaksa, bu eksiklik “başkaldırma cesareti”dir. Çünkü başkaldırmak, konfor alanından çıkmayı, kalabalığın alayına, dışlamasına rağmen kendi yolunda yürümeyi gerektirir. Bir insan, başkalarının gösterişli ama mutsuz hayatına özenmek yerine kendi sessizliğine, kendi emeğine, kendi acısına başkaldırmayı seçtiğinde, işte o zaman gerçek anlamda yaşamaya başlar.
Camus’nün ifadesiyle, “Başkaldırıyorum, öyleyse varım.” Bu varlık, başkalarının gözünden değil, kişinin kendi özünden doğar. Ve işte o an, insan kendi değerini gerçekten kavrar: Bir fotoğrafın yapay ışığında değil, kendi karanlığını kucakladığı yerde.
İşte bu yüzden, başkalarının sahte ışıltısına özenerek kendi karanlığını unutan herkese söylenecek tek şey şudur: Sen, kendi hayatının öznesi olmayı unuttuğun an, sahnenin en arkasındaki figürana dönüşürsün.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder