Bugün, içimde bir şey nihayet koptu. Belki uzun süredir gevşek duran bir ipin son düğümüydü bu. Korktuğum şey oldu: Gerçeği öğrendim. Öyle sanıyorum ki, bazı gerçekler insanın yüzüne çarpmak için doğru anı bekler. Ben de o anıma kavuştum işte.
Aldatıldığımı
öğrendiğimde ilk his kalkıp bağırmak ya da yıkmak değildi. Sanki biri sessizce
omzuma dokundu ve “Bak, gözlerini aç” dedi. Uzun zamandır fark etmek
istemediğim şey artık karşımdaydı: Ben onun için bir seçenekmişim. Oysa ben,
bir insanın başka bir insan üzerinden kendini var edebileceğini zannedecek
kadar saftım. Bu saflık, bana acıdan başka bir şey vermedi.
Ayrıldık.
Dışarıdan bakınca “terk edildi” gibi görünen bu tabloyu, ben artık “özgürlüğe
adım attım” diye okuyorum.
İlk anlarda
içimde bir küskünlük belirdi: Hayata karşı, insanlara karşı, özellikle de
kendime karşı. “Nasıl oldu da bunu göremedin?” diye düşündüm. Kendime kızdım.
Fakat sonra, kendime kızmanın gereksiz olduğunu fark ettim. Çünkü ben güvenmeyi
tercih eden taraftım. Yanılmış olabilirim; ama iyi yanılmıştım.
Kendi gerçekliğimi yeniden tasarlamaya başladım. Bir insanın varlığı, ona ihanet eden bir çift gözün onayına muhtaç olmamalıydı. Karanlık bir odada bile kendini aydınlatabilen bir zihne sahip olmak gerekiyordu. Ben bu yeteneğimi geri çağırdım.
Bu gece evim sessiz. Bu sessizliğin içinde, kimse benim kalbimle oynamıyor. Kimse yalan söylemiyor. Kimse gülüşün ardına bıçak gizlemiyor. Yalnızlık… ilk kez bu kadar güven verici.
Şunu kendime
yazıyorum:
Bir
insan, en çok yalnızken büyür.
Biri elimi
bırakınca, iki elimi de kendim tutmayı öğrendim. Eskiden yaşamak için bir
nedenim olduğunu sanıyordum; şimdi nedenlere ihtiyacım olmadığını fark ettim.
Ben varım, çünkü varım. Bu kadar basit. Ve bu basitlik bir güç.
Karşımdaki
insanın bana yaptığı kötülük için üzülmüyorum artık. Çünkü onun davranışı, onun
eksikliğiydi. Benim değil. Bir insan kendisine ait olmayan mutluluğa sarılırsa,
onu her zaman düşürür. O da öyle yaptı. Düşürdü. Ve şimdi hayatımın dışında…
yani olması gereken yerde.
Yarın yeni
bir rutin çiziyorum kendime:
- Bedenimi güçlendireceğim.
- Aklımı keskin tutacağım.
- Yüreğimi koruyacağım.
- Kimseye bağımlı olmayacağım.
- Her güne, aynaya bakıp “Senden
başka kimse yok” diyerek başlayacağım.
Çünkü
gerçekten yok. Ve bu, en büyük huzur.
Bir gün
karşıma çıkıp gözlerime bakacak belki. “Nasılsın?” diyecek pişmanlıkla. Ben o
soruyu çoktan cevaplamış olacağım: İyiyim. Çünkü sen yoksun.
Kayıp
sanılan şey benden gitmedi; ben kayıp sandığım şeyden kurtuldum. Bu fark,
insanı ayağa kaldıran farktır.
Melankoli…
Eskiden korkardım ondan. Şimdi ise sanki içimde kadife bir taht kurdu. Beni
incitmeden sarıyor. Düşüncelerimi berraklaştırıyor. Geçmişi süzüp bana özü
bırakıyor. Duygularım artık bir yük değil; bir laboratuvar verisi. Onlardan
sonuçlar çıkarıyorum. Her acı bir formül, her gözyaşı bir çözüm oluyor.
Ben artık
kendim için yaşıyorum. Bana zarar veren herkesin gidişi, kendimle daha çok
kalabilmem için bir fırsat. Bir insanın en büyük intikamı; kendine iyi
bakmasıdır. Ben bunu seçtim. Kendimi yükseltmeliyim, ama kimseye göstermek için
değil… göstermek zorunda bile kalmayacağım.
Bu gece,
kendime son bir söz yazıyorum:
Ben,
başıma gelenlerin değil; onlara verdiğim cevabın insanıyım.
Ve cevap:
Güç. Sessizlik. Sükûnet. Yürümek. Devam etmek.
Yalnızlık
artık bir yoksunluk değil; bir ayrıcalık.
Bugün uzun bir yürüyüş yaptım. Bir zamanlar birlikte geçtiğimiz sokaklardan bilerek geçtim. Hatırlamak için değil… yüzleşmek için. Birkaç adımda bir, anılar yokladı beni; ben sadece gülümsedim. Çünkü artık anılar beni tutmuyor, bende onları tutmuyorum.
Bana “acı”
dediğin şeyin, aslında insanı eğiten bir öğretmen olduğunu düşünüyorum şimdi.
Her öğreti bir yara bırakıyor; ama her yara da bir ders yazıyor derinin altına.
Benim derslerim kabuk bağladı. Artık kaşınmıyor bile.
Bir banka
oturdum. İnsanlar geçiyordu. Herkes bir yere yetişmek için telaş içindeydi. O
an fark ettim: Benim kimseye yetişme zorunluluğum yok. Kendime bile. Varacağım
yer bir hedef değil, bir hâl olmalıydı. Koşarak değil; fark ederek ulaşacağım
bir hâl.
Bir süre
sadece izledim insanları. Her yüz, başka bir hikâye… Belki bazıları da benim
yaşadığım köşeli anların içinde sıkışmıştı. Ama kimse anlamıyor kimsenin içini.
Bu yüzden beklentiler boşuna. İnsan anlaşılmayı değil, anlaşmayı
seçmeli kendisiyle önce.
Akşam eve dönerken aynaya baktım. İlginçtir… gözlerimin rengi değişmemiş ama bakışlarım değişmişti. Eskisi kadar aramaz olmuş. Soran bir bakışım var şimdi: “Ne öğrendin bugün?” diye kendi kendine hesap soran…
Kaybettiğim
şey, aslında hiçbir zaman bana ait değildi. Ait olmayanın yokluğu, bir eksiklik
yaratmaz. Eksiklik sandığım her şey, fazlalıktı. Benden gitmesi gerekiyordu.
Ben artık
kendi kendime yetecek kadar çoğaldım.
Bugün
kendime şu kararları yazıyorum:
- Düşündüğüm her şeyi
söylemeyeceğim; ama söylediğim her şey düşünülmüş olacak.
- Bir daha gözlerimden yaş akarsa,
o yaş kendime duyduğum saygıdan akacak.
- Sessizliği kimse için bozmadan
önce, o sessizliğin benim için ne kadar kıymetli olduğunu düşüneceğim.
- Kalbimi açacaksam, önce kapısını
kilitleyen anahtarı kimde bırakıyorum ona bakacağım.
Çünkü ben
artık kendimi korumak zorunda değilim; ben kendimi seçiyorum. Seçtiğim şey,
korunmayı hak eder zaten.
Dünya büyük bir yer. Ama ben fark ettim ki, insan en çok kendi içinde kayboluyor. Kendi içimde yürümeye karar verdim. Bu yürüyüşte bana eşlik eden yok; ve olmasına da gerek yok. Yalnızlık bir boşluk değil; doldurulması gerekmeyen bir alan.
Boşluğu
kabul eden, kendini doldurmaya başlar.
Belki bir
gün karşılaşacağız tekrar. Belki göz göze geleceğiz. Onun yüzünde, benim
bugünlerdeki dinginliğimi görecek. O gün geldiğinde anlasın istiyorum:
Ben, o
gittiği için değil; kendime kaldığım için mutluyum.
Beni
kaybetmek, onun en büyük tecrübesi olacak.
Beni bulmak, benim en büyük kazancım.
Ve artık
biliyorum; bazı ayrılıklar kayıp değil,
insanın kendine dönüş yolculuğudur.
Bugün yeni bir sabaha uyandım. Perdeleri açtığımda evin içi ışıkla doldu. Bir zamanlar bu ışık gözlerimi acıtırdı. Şimdi ise yüzümde fark edilmez bir tebessüm bırakıyor. Çünkü artık her günün, bana neler getireceğini merak ediyorum. Bu merak; başlı başına yaşama sebebi.
Kahvemi
yaptım. Balkona çıkıp bir sigara yaktım ve binaların arasından sokaktan
geçenleri izledim. Sıcacık kupayı tutarken şunu düşündüm:
İnsanın kendine ayırdığı küçük anlar, en büyük iyileştiriciler.
Artık
kimsenin uyanmasını beklemiyorum. Kimsenin planlarına göre yaşamıyorum. Kendi
saatimi kendime kuruyorum. Bu özgürlük, bana kendimi güçlü hissettiriyor.
Spor salonuna gittim bugün. Ağırlıkları kaldırırken, sadece kaslarımı değil; düşüncelerimi de yeniden şekillendiriyorum. İnsan, yüklerle mücadele ettikçe güçleniyor. Hem bedende, hem zihinde… Ter, yıkamadığı bir kir bırakmıyor ruh üzerinde.
Bir an
durdum ve aynadaki kendime baktım:
Bana yabancı değilim artık. Tam tersine, yıllardır tanımaya çalıştığım kişiyi
nihayet görmeye başlıyorum.
Dışarıda
yürürken insanlar yine gözlerinin ucuyla bana bakarak geçip gidiyor. Bakışlarındaki
farklılığı anlıyorum, fakat ben artık kendimi kimsenin bakışında aramıyorum.
Kimse fark
etmese de içimde büyük bir adım atılmış durumda.
Bu akşam eve
geldiğimde
boş ev sessizliği yine karşıladı beni.
Ve bu sessizlik artık bir eksiklik değil,
bir ödül gibi…
Düşünüyorum:
Bir zamanlar dolu sandığım hayat,
aslında ne kadar kalabalık bir boşlukmuş.
Şimdi boşluk
sandığım hayat,
ne kadar kendimle dolu…
Ne garip bir değişim…
Kendime şu notu yazıyorum bugün:
- Hayat, seni yaralayanlardan
intikam almanı istemiyor.
- Hayat, seni eskisinden daha iyi
yaparak intikamı sana bırakıyor.
Bu yüzden
çalışıyorum.
Bu yüzden okuyorum.
Bu yüzden direniyorum.
Bu yüzden gülümsüyorum.
Bu yüzden varım.
Benim
yeniden doğuşum sessiz olacak ama
sessizliği bile duyulacak.
Biliyorum…
bir gün karşılaşacağız.
Belki bir kafede, belki bir sokak köşesinde.
Göstermeye çalışmadan gösteren bir bakışım olacak.
O an anlayacak:
Artık pişman
olmak için bile geç kalmış.
Ben çoktan
yoluma çıktım.
Ve kendi yolunda yürüyen birini
kimse durduramaz.
Yorulabilirim,
ama dönmem.
Üzülürüm, ama düşmem.
Tekrar sevebilirim, ama önce kendimi…
Son
bir cümle:
Beni inciten her şeyden başka bir insan olarak çıktım.
Şimdi onlar düşünsün,
ben her şekilde yaşarım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder