7 Kasım 2025 Cuma

yazı - Karanlık Derinleşiyor

“Moralim bozuk olsa bile biri ‘nasılsın?’ diye sorduğunda hep ‘iyiyim’ diyorum. Çünkü cevabımın hiçbir bedeli yok. İnsanlar gerçek duyguları taşımaya hazır değil. Onlar tek seferlik plastik şişeler gibi; içindekini içip çöpe atmak için yaratılmışlar.”

Adamdaki karanlık bir seçim değildi;
karanlık, dünyadan öğrendiği ilk dildi.

Şehir altını saklayan pisliklerini gece kusardı. O da bazen o kusmuğun üstünde yürürdü…
Yalnızca kendi içindeki çürümenin başkalarıyla uyumlu olduğunu fark etmek için.

Bir barın arka kapısında atılmış sigara izmaritleriyle konuştuğu zamanlar olurdu.
En azından onlar gereksiz umut taşımazdı.

> “İnsanlar şefkat isteyip karşılığında ihanet veriyor. Sonra da bunu ‘insanlık hâli’ diye savunuyorlar. Hâl buysa, lanet olsun o insanlığa.”



Hayat onu dövmemişti.
Hayat onu kayıtsız bırakmıştı.
Sıradanlığın kurbanı olmak en ağır şiddetti.

Bazı geceler sokak lambalarının sızdırdığı sarı ışık bile mideni bulandırır.
Çünkü o ışık bile sana bir türlü ait olmayan bir sıcaklık vaat eder.
O, hiçbir vaadi olmayan karanlığı severdi.
Dürüsttü karanlık.
İnsanlar gibi maskesi yoktu.

Yeraltı barlarında çok vakit geçirirdi. Kokusu küf, ter ve çürük sigaradan ibaret duvarların arasına sıkışmış ruhları izlerdi.
Hiçbirine acımazdı.

> “Yalnızlık, paylaşacak değer bulamaman değil… Karşına çıkanların hiçbir değere sahip olmadığını fark etmen.”



İnsanlar hayatlarını sırf bir ibne gururuyla birbirlerine göstermek için yaşıyordu:
Mutluymuş gibi.
Temizmiş gibi.
Haklıymış gibi.

O ise pisliğini saklamıyordu. Hayatın çöp tenekesinden çıkmış bir özgürlük gibi dolaşıyordu yaşadığı her sokakta.

Bazen elinde bir bira şişesiyle duvarlara yaslanır, geçen insanlara bakardı.
Kimse ona bakmazdı.
Bu, bir kayıp değil; bir kurtuluştu.

Görünmemek, en iyi görülebilme biçimiydi.

“İnsanların yanında susuyorum, çünkü hiçbirinin düşüncesi düşünmeye değmez.”

Psikologlar buna nevrotiklik derdi.
Sosyologlar, toplumdan kopma.
Felsefeciler nihilizmin rafine hâli.

O bunlara tek bir kelime kullanırdı:

> “Gerçeklik.”



İçinde bir yerlerde hâlâ yaşamaya çalışan küçük bir parça vardı belki…
Ama yıllar içinde üstüne o kadar nefret, o kadar hayal kırıklığı ve o kadar fazlalık birikmişti ki, o parçanın nefes almasına izin yoktu artık.

Bir keresinde kendine şöyle demişti:

> “Bana ne yaptığını anlatmana gerek yok. Zaten hiçbir şey yapmadın. İşte sorun da bu.”



En büyük işkence: Kimsenin seni kırmaması değil;
Kimsenin değer bulup kırmaya gerek duymamasıydı.

Dünyanın en sessiz intikamıydı yaşadığı: Var olarak yük olmak.
Kimseye değil.
Hayatta kalmaya mahkûm edilmesine.

Karanlık geceler içini dökebileceğin tek dosttur.
O da her gece dostuyla buluşurdu.

Ve bir gün şöyle dedi:

> “Ben iyiyim… Çünkü içimde kötülük yapacak kadar bile iyi bir şey kalmadı.”



Sonra sustu.
Bu susuş bir yenilgi değildi.

Bu susuş, insan olan her şeye karşı açılmış ömür boyu sürecek bir savaşın ilk kurşunuydu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder