6 Ekim 2025 Pazartesi

yazı - Dünya Çürümeye Başladı Ama Kokudan Kimse Rahatsız Değil


“Maskesiz dolaşan birini gördüğümde ürperirim. Çünkü yüzü bile bir maske gibidir artık insanların.”

Oscar Wilde


///


Artık her şey yüzeysel. İnsanlar da, ilişkiler de, düşünceler de. Derinlik bir yük gibi geliyor herkese; sanki biraz derine insek oksijensiz kalacağız. Kimsenin sabrı yok. Kimsenin vicdanı da yok. Herkes bir şey istiyor ama kimse hiçbir şey vermek istemiyor. “Al-ver” dengesi çoktan bozuldu; ortada sadece “al” kaldı. Ve en kötüsü, herkes bunu çok normal sanıyor.

Bir zamanlar insanlar birbirine dokunmaktan korkardı, şimdi herkes birbirine dokunuyor ama kimse kimseye temas etmiyor. Ruhlar birbirine değmeden, sadece bedenler sürtünüyor. O da çoğu zaman bir “an” için. Sonra biri diğerinin numarasını siliyor, diğeri “bana iyi gelmedi” diyerek başka bir bedene geçiyor. Mesele iyi gelmek değil aslında, mesele uyuşturmak. Çünkü içimizdeki boşluk, artık konuşulamayacak kadar geniş. O boşluğu kimse dolduramıyor, o yüzden geçici parıltılarla avutuyoruz kendimizi.

İnsanlar artık bedenlerini birer pazarlama aracı gibi kullanıyor. Sosyal medyada beğeni alabilmek için soyunuyor ama aynı zamanda “ben derin bir insanım” diye altına cümleler yazıyor. “Kendin ol” diyor, ama kendi olmanın ne demek olduğunu bile bilmiyor. Varlığını bedeninin estetik oranlarına, yüzündeki filtreye, aldığı ilgilere endekslemiş durumda. Gözlerinin içi gülmüyor ama ekranda hep mutlu. Mutsuzluğun bile PR’ı var artık. Ağlayan insanlar bile “iyi filtrede” ağlıyor.

Ve toplumun genel hali? Herkes birbirini kandırmakla meşgul. İş yerinde, ilişkilerde, dostluklarda… Herkes birbirinin enerjisini sömürüp ardından “ben toksik insanları hayatımdan çıkardım” diye rahatlıyor. Kimse aynaya bakmak istemiyor, çünkü aynalar artık gerçeği değil, kendimize söylediğimiz yalanları yansıtıyor. Gerçekle yüzleşmek yorucu geliyor; kolay olan her şey daha cazip.

Sıradanlık artık bir yaşam biçimi. Fikir üretmek yerine trendleri takip ediyoruz. Düşünmek yerine kaydırıyoruz. Hissetmek yerine izliyoruz. “Empati” diye bir kavram kaldıysa bile, o da son güncellemelerde bir yerlerde unutulmuş olmalı. Çünkü biri yolda düşse, insanlar yardım etmek yerine önce "story" atıyor.

İnsanların ruhları ucuzladı. Artık kimse “utanmıyor”. Yalan söylemek, dolandırmak, birini kandırmak ya da yüzüne gülüp arkasından bıçaklamak — bunlar artık birer “beceri” sayılıyor. “Hayatta kalmak” bahanesiyle herkesin vicdanı serbest düşüşte. Kimse doğru olmak istemiyor, sadece kazanan olmak istiyor. Ve kazanan tanımı da çoktan değişti: Parası olan, takipçisi olan, görünür olan… Onur, erdem, karakter — bunlar artık 90’larda kalmış kelimeler gibi.

İnsanlığın büyük ironisi: Herkes özgürlükten bahsediyor ama kimse gerçekten özgür değil. Hepimiz birer performans sergiliyoruz; kimimiz sahnede, kimimiz ekranda. Hepimiz bir şekilde onay bekliyoruz. Beğenilmediğimizde eksiliyoruz. Sevilmediğimizde çöküyoruz. Oysa sevgiyi bile anlamını unuttuk — artık sadece “benimle kal” demek için kullanılıyor, “benimle ol” değil.

Dünya berbat bir yer olmaya başladı, evet. Ama asıl korkutucu olan şu: Artık kimse bunu umursamıyor. İnsanlar “berbat” kelimesine bile alıştı. Herkes kendi küçük dünyasında, kendi çıkarının etrafında dönüyor. Kimse büyük resmi görmek istemiyor çünkü o resim artık iğrenç.

Ama bazen düşünüyorum, belki de bu kadar çürümenin içinde hâlâ bir umut var. Belki bir gün biri gerçekten içten güler, biri gerçekten sever, biri gerçekten utanır. Belki bir gün insanlar yeniden insan olmayı hatırlar.

Ama bugünün dünyasında, o günün geleceğine inanmak bile lüks sayılıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder