Bir cümle kurarsın, karşılığı akıl değil, gürültüdür.
Cahil, kendi karanlığını aydınlık sanandır. Onunla konuşmak, loş bir odada aynaya bakıp gölgenle tartışmaktır. Çünkü bilmez. Bilmediğini de bilmez. Onun için hiçbir kelime, hiçbir düşünce, hiçbir incelik bir yere değmez. Her örneğin, her mantığın, onun dar aklının duvarına çarpıp kırılır. Ve sonunda sen tükenirsin; oysa o, hâlâ kendini zeki zanneder.
Cahille sohbet, düşüncenin aşağı çekildiği bir bataktır. Çünkü cehalet, tartışma değil, zafer arar. Gerçeğe değil, alkışa inanır. O yüzden onunla konuşmak, bir tür dil işkencesidir; her sözcük biraz daha canını yakar. Ne kadar anlatsan da, o seni dinlemeye değil, kendi sığlığını büyütmeye gelir.
Bir noktadan sonra susmak, aklın değil, ruhun savunma refleksidir. Cahil, sözü kirletir; sesi yükseldikçe anlam boğulur. Onunla konuşmak, aynaya bakıp kendini değil, bulanıklığını görmek gibidir.
Ben artık anlatmıyorum. Çünkü anlamayanla konuşmak, bir sanatı çamura karıştırmak kadar aşağılayıcı. Cehaletin olduğu yerde kelime ölür; ben sadece sessizliğin onuruna sığınıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder