15 Mart 2026 Pazar

utanma ve itibar

sosyolojik bir pencereden bakınca utanma ve itibar, aslında toplumun bizi bir arada tutmak için kullandığı o görünmez iplerdir. bu ipler, sokakta yürürken, bir kafede otururken ya da iş yerinde bir sunum yaparken bizi görünmeyen bir hizada tutar. erving goffman’ın dediği gibi hepimiz toplumsal bir sahnede performans sergiliyoruz ve utanma dediğimiz o yakıcı his, sahnede repliğimizi unuttuğumuz ya da kostümümüzün yırtıldığı o anlarda devreye giriyor. itibar ise bu sahnede biriktirdiğimiz en kıymetli sermayemiz; başkalarının bizi nasıl gördüğüne dair o devasa, bazen de kırılgan olan inşa süreci.

eskiden bu mekanizmalar mahalle aralarında, küçük topluluklarda ya da aile meclislerinde işlerdi. bir hata yaptığımızda utanırdık, itibarımız zedelenirdi ama bu durum genellikle o dar çevrede kalırdı. fakat bugün, bu kadim duygular dijital dünyanın hızıyla birleşince karşımıza "iptal kültürü" gibi çok daha sert ve keskin bir fenomen çıktı. itibar artık sadece yıllar süren bir emeğin sonucu değil, bir tweetin ya da bir videonun kurbanı olabilecek kadar pamuk ipliğine bağlı bir şeye dönüştü.

iptal kültürü, aslında dijital bir mahkemenin infaz memuru gibi çalışıyor. bir kişinin geçmişte söylediği bir söz ya da bugün takındığı bir tavır, binlerce kişi tarafından aynı anda oylanıyor ve o kişi toplumsal sahneden bir anda aşağı itiliyor. bu durum, utanma duygusunu bireysel bir mahcubiyetten çıkarıp kolektif bir linçe dönüştürüyor. itibar dediğimiz o sosyal kale, surlarındaki tek bir çatlakla yerle bir edilebiliyor. bu yeni düzende kimsenin hata yapma lüksü kalmadı; çünkü dijital hafıza unutmuyor, affetmiyor ve utanmayı bir ıslah aracı değil, bir yok etme silahı olarak kullanıyor.

bu noktada, itibarın ve sosyal performansın ne kadar mekanik bir hale gelebileceğini anlamak için "rental family" filmi harika bir örnek sunuyor. filmde insanların kendilerine sahte aileler, sahte dostlar ya da belirli sosyal roller için "aktörler" kiraladığını görüyoruz. bu aslında, itibarın ve toplumsal kabulün ne kadar hayati bir ihtiyaç olduğunu, insanların sırf "yalnız" veya "itibarsız" görünmemek için profesyonel bir tiyatro oyununa bile razı olduklarını gösteriyor. utanma korkusu o kadar büyük ki, gerçeği saklamak için kurgulanmış bir hayatı satın alıyoruz.

itibarın bu denli performansa dayalı olması, bizi aslında kendi hayatımızın yabancısı yapıyor. bir yanda "rental family"deki gibi satın alınan bir saygınlık, diğer yanda iptal kültürüyle bir gecede yok edilen kimlikler... sonuçta hepimiz bu devasa ve şeffaf fanusun içinde, hem itibarımızı korumaya çalışıyor hem de her an "iptal edilme" korkusuyla kendimizi sansürlüyoruz. utanma artık bizi daha iyi bir insan yapmak için değil, sadece kalabalığın dışına itilmemek için bir pusula görevi görüyor. itibar ise artık ne kadar erdemli olduğumuzla değil, ne kadar hatasız göründüğümüzle ölçülür hale geldi. bu dönüşüm, insan olmanın en temel özelliklerinden biri olan "hata yapabilme" hakkımızı elimizden alırken, bizi her an izlendiğimiz o büyük dijital panoptikonda* yaşamaya mahkum ediyor.

* Panoptikon, 18. yüzyılda Jeremy Bentham tarafından tasarlanan, merkezdeki bir kuleden tüm hücrelerin görünmez bir şekilde gözetlendiği dairesel hapishane modelidir. Mahkumlar her an izlenme korkusuyla kendilerini denetler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder